ALKOL VE UYUŞTURUCU ETKİSİNDE ARAÇ KULLANMA SUÇU

Alkol ve Uyuşturucu etkisinde araç kullanma suçu yani kısaca alkollü araç kullanma suçu, aslında Türk Ceza Kanunu’nun 179. Maddesinde düzenlenen ” Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma” suçunun 3. Fıkrasında düzenlenen bir türüdür. Madde metni “Alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek hâlde olmasına rağmen araç kullanan kişi yukarıdaki fıkra hükmüne göre(iki yıla kadar) cezalandırılır.” şeklindedir. Madde gerekçesi ise: “Maddenin üçüncü fıkrasında, alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek hâlde olmasına rağmen araç kullanan kişinin cezalandırılması öngörülmüştür. Bu bakımdan, örneğin uzun süre araç kullanmak dolayısıyla yorgun ve uykusuz olan kişilerin araç kullanmaya devam etmesi hâlinde de bu suçun oluştuğunu kabul etmek gerekir. ” şeklindedir.

Ayrıca bu suçun oluşabilmesi için aranan iki şart; 1.Alınan alkol veya uyuşturucu maddenin, kişiyi emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek duruma getirmesi gerekir. 2. Alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisi sonucunda kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı değerleri açısından somut bir tehlikeye sebebiyet vermiş olması gerekir.

Uygulama bakılacak olursa; Ülkemiz hukukuna göre uyuşturucu ve alkollü madde ölçümleri kan tetkikleri ve promil ölçümleri sayesinde yapılmaktadır. Bilindiği üzere 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 48/5 fıkrası genel promil sınırını 0,50 olarak belirlemiştir. 0,50 promili aşan değerlerle araç kullananların ehliyeti alınır. Devam eden fıkra düzenlemesi ise 1.00 promilin üstünde alkolle araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında Türk Ceza Kanunu’na uygun şekilde işlem yapılmak üzere bildirim yapılacağı düzenlenmiştir.

Yargıtay uygulaması ise bu yöndedir. 100 promilin üstünde madde etkisiyle araç kullandığı tespit edilen sürücülerin “alkollü araç kullanma” suçunu işledikleri kabul edilmektedir. Bununla birlikte Yargıtay bir kararında 173 promil alkollü olarak araç kullanan sanığın kastının yoğunluğu ve meydana gelen tehlikenin ağırlığı gözetilerek, alt sınırdan uzaklaşılarak hak ve nesafete uygun bir ceza tayini gerekir Demekle yüksek promile yüksek ceza verileceğini hüküm altına alınmıştır.

Her ne kadar Yargıtay promil miktarı üzerinden kast değerlendirmesi yapsa da bu suçun oluşması için ayrıca yukarıda saydığımız iki şartın da değerlendirilmesi somut olayda varlığının incelenmesi gerekmektedir.

İZMİR MERKEZLİ AVUKATLIK BÜROMUZ ALKOLLÜ ARAÇ KULLANMA VE DİĞER CEZA DAVALARINDA UZMAN KADROSUYLA MÜVEKKİLLERİNE VE AİLELERİNE AVUKATLIK HİZMETİ VERMEKTEDİR.

META HUKUK BÜROSU
0232 502 02 52

Akhisar Ağır Ceza Avukatı

AKHİSAR Ağır CEZA HUKUKU ve Avukatlık hakkında blog yazımız.
Ceza Hukuku, suç, ceza ve infaz gibi kavramları inceleyen, kamu hukukunun bir dalıdır. Yaptırım gücüne sahip devlet, kusurlu veya sakıncalı bazı hareketleri yaptırıma bağlar. Kamu düzeninin sağlıklı bir şekilde işlemesinin, devam edebilmesi için bu bir gerekliliktir. Bu yaptırım, bazen özgürlüğü bağlayıcı bir ceza olabileceği gibi bazen de para cezası şeklinde veya başkaca cezalar şeklinde olabilir. Ayrıca yaptırıma bağlanan bu cezalar gene devlet gücünü kullanan kurumlar tarafından infaz ettirilir. İşte Ceza Hukuku bütün bu disiplinleri içerisinde barındıran bir hukuk dalıdır. Büromuz Ceza Hukuku dalında, ceza hukukunun sujelerine faydacı hizmetler sunmak amacıyla hareket eder ve müvekkiller bakımından en iyi sonucun alınmasına yönelik hizmet eder.

AKHİSAR ceza ve ağır ceza avukatı ve hukuk davalarınız için bizimle iletişime geçebilirsiniz..

META HUKUK BÜROSUson-logo-150x150

İletişim: Mansuroğlu Mahallesi 292 Sokak no:13/1(Doğa Plaza) Bayraklı/İzmir

Tel&Fax: 0232 502 02 52

Turgutlu Ağır Ceza Avukatı

TURGUTLU Ağır CEZA HUKUKU ve Avukatlık hakkında blog yazımız.
Ceza Hukuku, suç, ceza ve infaz gibi kavramları inceleyen, kamu hukukunun bir dalıdır. Yaptırım gücüne sahip devlet, kusurlu veya sakıncalı bazı hareketleri yaptırıma bağlar. Kamu düzeninin sağlıklı bir şekilde işlemesinin, devam edebilmesi için bu bir gerekliliktir. Bu yaptırım, bazen özgürlüğü bağlayıcı bir ceza olabileceği gibi bazen de para cezası şeklinde veya başkaca cezalar şeklinde olabilir. Ayrıca yaptırıma bağlanan bu cezalar gene devlet gücünü kullanan kurumlar tarafından infaz ettirilir. İşte Ceza Hukuku bütün bu disiplinleri içerisinde barındıran bir hukuk dalıdır. Büromuz Ceza Hukuku dalında, ceza hukukunun sujelerine faydacı hizmetler sunmak amacıyla hareket eder ve müvekkiller bakımından en iyi sonucun alınmasına yönelik hizmet eder.

TURGUTLU ceza ve ağır ceza avukatı ve hukuk davalarınız için bizimle iletişime geçebilirsiniz..

META HUKUK BÜROSUson-logo-150x150

İletişim: Mansuroğlu Mahallesi 292 Sokak no:13/1(Doğa Plaza) Bayraklı/İzmir

Tel&Fax: 0232 502 02 52

Alaşehir Ağır Ceza Avukatı

ALAŞEHİR Ağır CEZA HUKUKU ve Avukatlık hakkında blog yazımız.
Ceza Hukuku, suç, ceza ve infaz gibi kavramları inceleyen, kamu hukukunun bir dalıdır. Yaptırım gücüne sahip devlet, kusurlu veya sakıncalı bazı hareketleri yaptırıma bağlar. Kamu düzeninin sağlıklı bir şekilde işlemesinin, devam edebilmesi için bu bir gerekliliktir. Bu yaptırım, bazen özgürlüğü bağlayıcı bir ceza olabileceği gibi bazen de para cezası şeklinde veya başkaca cezalar şeklinde olabilir. Ayrıca yaptırıma bağlanan bu cezalar gene devlet gücünü kullanan kurumlar tarafından infaz ettirilir. İşte Ceza Hukuku bütün bu disiplinleri içerisinde barındıran bir hukuk dalıdır. Büromuz Ceza Hukuku dalında, ceza hukukunun sujelerine faydacı hizmetler sunmak amacıyla hareket eder ve müvekkiller bakımından en iyi sonucun alınmasına yönelik hizmet eder.

ALAŞEHİR ceza ve ağır ceza avukatı ve hukuk davalarınız için bizimle iletişime geçebilirsiniz..

META HUKUK BÜROSUson-logo-150x150

İletişim: Mansuroğlu Mahallesi 292 Sokak no:13/1(Doğa Plaza) Bayraklı/İzmir

Tel&Fax: 0232 502 02 52

OHAL döneminde Gözaltı ve Tutuklama ve terör soruşturmaları

OHAL döneminde Gözaltı ve Tutuklama ve terör soruşturmaları
Bilindiği üzere 20.07.2016 tarihinde, ülkemizde ilan edilen Olağanüstü Hal akabinde, OHAL’in gerekliliğine uygun önleyici tedbirlerin alınması amacıyla Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu üyelerinin de imzasını taşıyan, Kanun Hükmünde Kararname’ler çıkarılmaya başlanmıştır. Özellikle 667 ve 668 no’lu kararnameler Ceza Hukukunun ve Ceza Muhakameleri Hukukunun temel disiplinlerinde köklü değişikliğe yol açmıştır.

Gözaltı işlemi, suç şüphesi olan kişinin çeşitli nedenlerle Cumhuriyet Savcısının kararıyla, kolluk tarafından belirli bir süre alıkonulması işlemidir. Gözaltı Süreleri normalde, genel suçlar bakımından en fazla 24 saat, suçüstü halleri ve özel hallerde 48 saat, toplu suçlarda ise 4 gün olacak şekilde düzenlenmiştir. Normal sürede kişi kolluk tarafından göz altına alındığı anda gerekli durumlarda kendisine barodan bir CMK avukatı talep edilir ve şüpheliye kanunî hakları hatırlatılır. Fakat OHAL kapsamında çıkarılan 667 sayılı KHK ile birlikte FETÖ/PDY soruşturması gibi terör soruşturmalarında, gözaltı süresi 30 güne çıkarılmıştır. Devam eden düzenlemelerle, şüphelinin varsa avukatıyla bile 5 gün boyunca görüşemeyeceği düzenleme altına alınmıştır. Ayrıca FETÖ/PDY soruşturması gibi terör soruşturmalarında şüphelinin gözaltı işlemi sırasında avukatıyla yapacağı görüşmeler savcılık iznine tabi tutulmuş ve kayıt altına alınma şartına tabi tutulmuştur. Gözlatı süresi boyunca kişinin ailesi dahil kimseyle görüşme hakkı bulunmamaktadır, ancak karakolda temel ihtiyaçların karşılanması için kolluk kontrolünden geçmek şartıyla dışarıdan korunma-ısınma için gerekli bazı kişisel eşyaları getirilebilir. OHAL döneminde getirilen kurallar gereği yürütülen soruşturmalarda gizlilik kararı olduğu için, şüpheli ve avukatı, dosyayı inceleyemez, kişiye isnat edilen suçla ilgili bilgi alamaz.

Gözaltı işlemi neticesinde kişinin öncelikle kolluk tarafından ifadesi alınır daha sonra şüphelinin soruşturmayı yürüten Savcı tarafından ifadesi alınır. Tutuklama sebeplerinin varlığı halinde şüpheli tutuklanmak üzere Sulh Ceza Hakimliğine sevk edilir. Burada sorgu aşamasında yapılan değerlendirme neticesinde şüpheli hakkında tutuklama kararı, adli kotrol kararları verilebilir veya şüphelinin serbest bırakılmasına karar verilebilir. OHAL dönemi soruşturmaları ile ilgili önemli bir düzenleme de “etkin pişmanlıktır.” Ohal dönemi soruşturmalarında özellike FETÖ/PDY soruşturmalarında etkin pişmanlık kurumu önemli bir yer tutar. Bu soruşturmalarda etkin pişmanlık tanımı genel tanımından farklı şekilde kullanılmaktadır. Buna göre örgüt üyesi olmak isnadıyla gözlatına alınan bir şüphelinin, savcılık tarafından yürütülen soruşturmaya yardımcı olacak şekilde bilgiler vermesi etkin pişmanlık durumunu oluşturur. Gerçek ifadelerle etkin pişmanlıktan yararlanan şüphelinin tutuklanma ihtimali görece daha düşüktür. Bir kere verilen tutuklama kararından sonra da kişi ek ifade vermek suretiyle etkin pişmanlıktan yararlanabilir. Yani ceza evinde terör örgütü üyesi olduğu kuvvetli şüphesiyle tutuklu bulunan bir şüpheli, yeniden ifade vermek suretiyle etkin pişmanlıktan faydalanabilir. Bunun için soruşturma savcısının ek ifade verme talebini kabul etmesi gerekir. Ayrıca etkin pişmanlığın şartlarını yerine getirip gerçek ifadelerle soruşturmanın yürütülmesine yardımcı olan kişiler hakkında tahliye kararı verilebilir.

İzmir merkezli avukatlık büromuz ceza hukuku alanında müvekkillerine ve müvekkillerinin ailelerine vekillik/müdafiilik hizmeti vermektedir.

izmir avukat , avukat izmir

META HUKUK BÜROSUson-logo-150x150

İletişim: Mansuroğlu Mahallesi 292 Sokak no:13/1(Doğa Plaza) Bayraklı/İzmir

Tel&Fax: 0232 502 02 52

EPDK Tarafından Kesilen Cezalarda Zamanaşımı

Bilindiği üzere Enerji Piyayasası Düzenleme Kurulu, 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanununun çeşitli hükümlerine göre ilgililere idari para cezaları kesmektedir. 5015 Sayılı Kanunun 19. Maddesinde kademeli olarak idari para cezaları düzenlenmiştir. Kurum tarafından yasaya uygun olarak kesilen idari para cezaları, gene kanunun belirlediği denetim mekanizmasından geçirilerek kesinleştirilir. Akabinde tahsil amacıyla vergi dairelerine kamu alacağı olarak intikal ettirilir.

Bu süreç içerisinde idarenin eylemlerinin de belirli süreler içerisinde yapılması gerekmektedir. 5015 sayılı kanun kapsamında kesilen cezalar 5326 sayılı Kabahetler Kanunu uygulamasına tabidir. Kabahetler Kanununda iki tür zamanaşımı düzenlenmiştir bunlar; Soruşturma zamanaşımı ve Yerine getirme zamanaşımıdır. Bu düzenlemelere göre 5015 sayılı Kanuna aykırı fiillere ilişkin kesilmesi gereken cezaların soruşturması, cezanın boyutuna göre üç ila beş yıl arasında yapılmalı, kesilen bu ceza gene kanunun düzenlemesine göre 3 ila 7 yılda yerine getirilmelidir. 6138 sayılı Kanunun Tahsil zamanaşımını düzenleyen 102. Maddesi ise, kamu alacağının zamanaşımını kesen haller dışında 5 yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağını düzenlese de özel kanun hükümlerini saklı tuttuğu için EPDK tarafından kesilecek idari cezalarda uygulanacak zamanaşımı süresi 5326 sayılı kanuna tabi olan 3 ila 7 yıllık zamanaşımı süresidir.

EPDK tarafından kesilen cezaların itiraz prosedürü ve idari para cezalarının zamanaşımıyla ilgili İzmir merkezli avukatlık büromuzla iletişime geçebilirsiniz.

META HUKUK BÜROSUson-logo-150x150

İletişim: Mansuroğlu Mahallesi 292 Sokak no:13/1(Doğa Plaza) Bayraklı/İzmir

Tel&Fax: 0232 502 02 52

Mirasın Hükmen Reddi Davası

Türk Medeni Kanunu’na göre, miras bırakanın ölüm tarihinde terekesi borca batıksa, bu miras mirasçıları tarafından reddedilmiş sayılacaktır. Gerçekten de Medeni Kanunumuzun 605. maddesinin II. fıkrası, açıkça borca batık olduğu tespit edilen terekeyle ilgili mirasın reddedilmiş sayılacağını belirlemiştir.

Medeni Kanunun 605. ve 606. maddelerinden çıkardığımız sonuca göre genel olarak, miras 3 ay içerisinde, yasal mirasçılar tarafından reddedilmelidir. Buna göre yasal mirasçılar murisin ölümünden sonra 3 ay içerisinde Sulh Hukuk Mahkemesine başvurarak mirasın reddini talep edebilirler.

Bununla birlikte her durumda terekenin borca batık olduğu 3 içerisinde belirlenmeyebilmektedir. Bazı durumlarda terekenin borca batık olduğu aylar veya yıllar sonrasında ortaya çıkabilmektedir. Öldüğünde hiçbir borcu olmadığı düşünülen kişi hakkında yasal mirasçılar, mirasçılık sıfatları yüzünden aylar sonra icra takipleriyle karşı karşıya kalabilirler. 3 aylık yasal red süresi geçtiği için de Sulh Hukuk Mahkemesi’nden mirasın reddini talep hakları geçmiş olacaktır.

İşte böyle durumlarda Medeni Kanun, mirasçılara “Mirasın Hükmen Reddi” davasıyla 3 aylık süre geçse bile dava açma ve koşulları varsa mirası reddetme hakkı vermektedir. Açılacak dava ile mahkeme,ölen kişinin vergi ve sigorta kayıtlarını, tapu mal varlığı kayıtlarını ve banka hesaplarını araştıracak ve şartları oluşmuşsa yasal mirasçılar bakımından mirasın hükmen reddedildiğine karar verecektir. Bu karar dolayısıyla yasal mirasçılar, miras bırakanın borçlarından kurtulacaktır.

Mirasın hükmen reddedilmesiyle ilgili, merkezi İzmir’de bulunan avukatlık büromuza başvurarak detaylı bilgi alabilirsiniz.

Av. Mehmet Gerem

META HUKUK BÜROSUson-logo-150x150

İletişim: Mansuroğlu Mahallesi 292 Sokak no:13/1(Doğa Plaza) Bayraklı/İzmir

Tel&Fax: 0232 502 02 52

İştirak Nafakasının Artırılması Veya Kaldırılması Davası

 

İŞTİRAK NAFAKASININ ARTIRILMASI VEYA KALDIRILMASI DAVASI

İştirak nafakası Türk Medeni Kanunu’nun 182. Maddesinde vücut bulan ve boşanmanın maddi sonuçlarına bağlı bir edimdir. Buna göre boşanma neticesinde velayet kendisine verilmeyen taraf, 18 yaşını geçmemiş çocuk için diğer eşe özellikle sağlık, eğitim, bakım giderleri gibi giderleri kapsayan, adına iştirak nafakası denen ve mahkeme tarafından hükmedilen parayı ödemek zorundadır.

İştirak nafakası genellikle boşanma talepleri ile birlikte istenir. Boşanma talebiyle birlikte istenmese bile, kamu yararını lgilendiren bir durum söz konusu olduğu için mahkeme şartları oluşmuşsa, kendiliğinden iştirak nafakası ödenmesine karar verebilir. Mahkeme tarafların maddi durumlarını göz önünde bulundurarak, uygun bir bedeli iştirak nafakası olarak belirler.

Tarafların maddi durumlarında ve çocuğun giderlerinde zaman içerisinde değişiklik meydana gelebilir. Dolayısıyla mahkeme tarafından zamanında hükmedilen iştirak nafakası artık yetersiz kalabilir. İşte Medeni Kanunumuz,  iştirak nafakasını düzenlediği 327-331 maddeleri arasında; 331. Maddesinde “Durumun değişmesi hâlinde hâkim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır.” hükmüyle bu durumu belirlemiştir. Çocuğun bakım giderlerlerinin artması ve velayet sahibi olan eşin artık bu giderleri karşılamada güçlük çekmesi halinde bu madde dayanak gösterilerek iştirak nafakasının artırılması talep edilebilir.

Aynı şekilde çocuğun giderlerinin artmasıyla beraber, velayet sahibi eşin gelirlerinin de artması halinde; velayet sahibi olmayan eşin de maddi durumu kötüleşerek velayet sahibi olmayan eş aciz duruma düştü ise; mahkeme tarafından hükmedilen iştirak nafakasının kaldırılması davası da açılabilir.

                        Hukuk büromuz, konusunda uzman avukatlarıyla temel olarak aile hukukundan kaynaklanan, iştirak nafakasının artırılması ve iştirak nafakasının kaldırılması davalarında müvekkillerine hizmet vermektedir.

META HUKUK BÜROSUson-logo-150x150

İletişim: Mansuroğlu Mahallesi 292 Sokak no:13/1(Doğa Plaza) Bayraklı/İzmir

Tel&Fax: 0232 502 02 52

Değer Kaybı Davaları

TRAFİK KAZALARINDAN KAYNAKLANAN DEĞER KAYBI DAVALARI

Değer kaybı, yaşanılan kaza sonucu, aracın piyasa değerinde yaşanan düşüşü ifade eder. Bilindiği üzere trafik kazalarında meydana gelen hasar, kusurlu sürücünün zorunlu trafik sigortasından tazmin edilir. Kusurlu sürücünün ayrıca kaskosu da varsa kendi aracının da hasarları kasko tarafından karşılanır. Fakat kaza sonucu araçta meydana gelen tek zarar parça ve onarım zararları değildir. Kaza geçiren araç onarılsa bile değeri artık kazasız emsallerine göre fiyat olarak daha düşük duruma gelecektir. Örneğin boyalı ve değişen parçalı bir araç, boyasız ve değişensiz emsaline göre daha düşük bir satım değerine sahip olur.

İşte araçta yaşanan bu değer kaybı meydana gelen kazadan kaynaklandığı için, bu değer kaybı zararının da tazmin edilmesi gerekmektedir. Bu zararın kimden isteneceği de zorunlu trafik sigortasının teminat kapsamına veya kaskonun teminat kapsamına göre değişmektedir. Eğer değer kaybı teminat kapsamında ise meydana gelen zarardan ilgili sigorta şirketleri, değer kaybı teminat dışında ise kazada kusurlu olan taraf meydana gelen değer kaybından sorumludur.

Temel olarak bir tazminat davası olan değer kaybı davalarında ve trafik kazalarından kaynaklanan ceza davalarında büromuz müvekkilerine faydacı hizmetler sunmaktadır

META HUKUK BÜROSUson-logo-150x150

İletişim: Mansuroğlu Mahallesi 292 Sokak no:13/1(Doğa Plaza) Bayraklı/İzmir

Tel&Fax: 0232 502 02 52

Khk İhraçlarında Görevli Mahkeme Ve Yargılama

 Ülke çapında ilan edilen OHAL kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname’lerle birçok kamu personeli mesleğinden ihraç edilmiştir. 667 sayılı KHK ile başlayan ve devam eden süreçte, kamu çalışanları ilgili KHK’lerin yayınlanmasıyla başkaca bir tebligat ve araştırmaya gerek kalmaksızın mesleklerinden ihraç edilmiştir.

            İlgililer bu idari işlemlerin yargısal denetimi için çeşitli hukuk mercilerine başvurular yapmaktadır. Danıştay, İlk derece İdare Mahkemeleri, Anayasa Mahkemesi gibi başvurular yapılmaktadır. Fakat KHK ile ilgili meslekten atılanların hangi adlî merciye başvuracağı konusunda, yargı makamları dahil hukuk camiasında derin bir tartışma söz konusudur.

Hemen belirtmek gerekir ki, yaşanılan hak ihlalinden dolayı başvurulması gereken yerin İdari Yargı olduğu kanısındayız. İdari Yargılama Usulu Kanunu(İYUK)’nun 2.maddesi gereği görevli yargı, idari yargıdır. İYUK’un 33. maddesi de kamu görevlilirin özlük işlemlerinden kaynaklanan davalarda yetkiyi belirler. Dolayısıyla KHK ile meslekten ihraç edilen kamu görevlilerinin ilgili maddeler gereği başvurması gereken merci, son görev yaptıkları yerde yetkili idare mahkemesidir.

Buna rağmen uygulamada İdare Mahkemeleri tarafından, meslekten ihraçlarla ilgili açılan iptal davalarında, inceleme alanına girmediğinden kaynaklı olarak incelenmeksizin davanın reddine karar verilmektedir. Fakat Olağan Kanun yolu denetimi olan ve İdare Mahkeme’lerinin üst derece görevli mahkemesi olan Danıştay’ın 5. Dairesi; 2016/8196 Esas 2016/4066 Karar sayılı ve 4 Ekim 2016 tarihli kararı’nda açıkça KHK ihraçlarında idare Mahkemelerinin görevli olduğuna karar vermiştir. Karar bölümünden bir alıntı aşağıdaki gibidir;

Buna göre KHK’nın 3. ve 4. maddelerinde öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarma; adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan, geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.

            Bu durumda, davacı hakkındaki , Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararının disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan ve yargı denetimine tabi bir disiplin cezası olan meslekten çıkarma cezası niteliğinde olmadığı dikkate alındığında, 6087 sayılı Kanunun yukarıda yer verilen 33. maddesinde yer alan hüküm uyarınca, ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görülebilecek bir uyuşmazlık bulunmadığından, çözümünde idari yargıda genel görevli yargı yeri olan idare mahkemelerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.”

Sonuç olarak Kanun Hükmünde Kararname’lerle meslekten ihracı düzenleyen idari işlemlerin iptali için kamu görevlisinin son çalıştığı yer idare mahkemesine başvurulmalıdır. Ayrıca hak arama hürriyeti kapsamıda ilgili KHK’nin yayınlanması ile birlikte Anayasa Mahkemesi’ne akabinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurulabilir.

Yazar: Av. Mehmet Gerem

META HUKUK BÜROSUson-logo-150x150

İletişim: Mansuroğlu Mahallesi 292 Sokak no:13/1(Doğa Plaza) Bayraklı/İzmir

Tel&Fax: 0232 502 02 52